Ms li Dostlar Paylaşım Platformu

Ms li Hasta ve Hasta Yakınlarının Buluşma Noktası

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Anasayfa Doktorlarımızdan Röportajlar Prof.Dr.Mefkure ERAKSOY ve Ekibi

Prof.Dr.Mefkure ERAKSOY ve Ekibi

e-Posta Yazdır PDF

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı MS kliniği Türkiye'nin en önemli MS birimlerinden biri.Özellikle ilaç ve genetik çalışmaları dikkat çekici.Bizde burada yapılan çalışmaları,laboratuarıve bütün ekibi sizlere anlatmayı hedefledik.Başta Prof.Dr.Mefkure Eraksoy olmak üzere Prof.Dr.Gülşen Akman Demir ,Dr.Murat Kürtüncü,Dr.Melike Mutlu ve tüm ekip ile 2008 yıl sonunda bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

MS  konusunda önemli bir merkez olan MS biriminizi ve ekibi tanıtırmısınız?




ME: İlk olarak 1972 yılında Prof.Dr.Hıfzı Özcan tarafından hastalar görülmeye  başlanmıştır.1979 yılında benim kendisine katılmamla MS polikliniği adı altında günü ve saati olan bir poliklinik oluşturuldu.Üniversitedeki Nöroloji Ana Bilim Dalının, ki o zamanki adıyla Nöroloji kürsüsünün kuruluşu sırasında Prof.Dr.Hayrullah Diker'in de MS'le bir ilgisi olduğunu biliyoruz.1927 yılında kendisinin yazdığı kitapla bu tür hastaları takip ettiklerini,ailevi ve çocuk MS'i vakaları olduğunu ve tedavilerini yaptıklarını,tedaviden çok olumlu sonuçlar gelmediğini ama Türkiye'de ,özellikle İstanbul'da önemli saydıa MS hastası olduğunu kitabında yazar.1941'de Fahrettin Kerim Gökay bu birime gelmiş ve çıkardığı dergide '' Türkiye'de Multipl Skleroz Meselesi ''diye uzun uzun nerelerde görüldüğünü,neler yapıldığını yazmıştır.Bunun yanında ilk epidemiyolojik çalışması 125 tane hastayla 1949 yılında İstanbul Tıp Fakültesinde olmuştur.O yıl Paris'te yapılan Dünya Nöroloji Kongresinde Türkiye'deki Multipl Skleroz dağılımını sunmuştur.Kısacası İstanbul Tıp Fakültesi bünyesinde 1929 'larda başlayan Multipl Skleroz çalışmaları vardır.Daha sonra Prof.Hıfzı Özcan bu işle ilgilenmeye başlamış ve  ''Lewis sıçanlarında deneysel alerjik ensefomyelit'' adlı teziyle doçent olmuş ve bu klinik içerisinde ağırlıklı olarak MS  hastaları görmüştür.1979 'da benim tezimle çalışmalar sürdü ve bu kliniği oluşturduk ve çalışmalarımız resmi  kimlik kazandı.Aynı zamanda Prof.Hıfzı Özcan çocuk nörolojıde olduğu için çocuk MS'i ile de ilgileniyordu

Daha sonra genç arkadaşların karılmasıyla birlikte daha da geliştik.Başta Gülşen Akman Demir 'in katılmasıyla birlikte daha çok hastaları görmeye ilgilenmeye,bilgilerini toplamaya ve tedavilerinin yanında araştırmaya,bilime immunolojisine ,genetiğine ulaşır hale geldik.Bunlar aşağı yukarı1995,1998'den sonra olan gelişmeler.Birçok kişi bununla ilgili tez aldı.Dr.Murat Kürtüncü de bunlardan biriydi.O da Gülşen Hanım'la beraber genetik ile ilgili yurtdışında çalıştı.Giderek genişledik ve hasta sayımız arttı.1993 yılında aramıza Özlem Peker katıldı.Bu işe gönül veren ve hastayla yüm organizasyonu sağlayan biri.Hastaalrla ilişki kurmakta,randevuları ayarlamakta,sosyal ve psikolojik açıdan ilgilenmekte,telefonla destek vermekte ve bizimle bağlantı kurmakta Özlem gerçekten bizim sosyal ilişkiler müdürümüz aynı zamanda.Böylece Türkiye çapında, bir çok merkezi de içine almak suretiyle Dr.Murat Kürtüncü 'nün de çalıştığı genetik projeyi organize etmiş bir merkez halini aldı.


Genetik projenin bizlere kazandırdığı avantaj nedir?

ME:Bu çalışma Türkiye'yi ilaç çalışmalarının içine çekti.Bunun ardından Türkiye hızlı bir şekilde ilaç tüketen bir konumdan ilaç üreten,bu üretime katkısı olmaya çalışan bir kmliğe büründü.Bunun peşi sıra gelen yeniliklerden biri de burasıyla birlikte,yeni bir başkanın itici gücüyle ve Cerrahpaşa'daki arkadaşlarımızında organizasyonuyla,MS Derneği'nin kurulmuş olması ve ona Türkiye adını alabilmemiz.Bunun için Vencover'a gittik ve 1993 yılında 38,ülke olarak İnternational Federasyona dahil olduk.Bunalr da hem İstanbul Tıp ve hem de Cerrahpaşa Tıp'ta MS hareketine gönül vermiş insanların çabalarıyla olmuştur.Yapılan herşey tabiiki hastalarımızım yaşam kalitelerini yükseltmek için yapılan ve önem taşıyan çalışmalardır.Her ne kadar henüz tam anlamıyla istenilen hedefe ulaşılamamışssa da en azından genç arkadaşlarımız bu yönde ilerlemektedir.

Daha sonraları hasta sayısının giderek artması,yeni ilaçların piyasaya çıkmasıyla birlikte hastaların hatırları sorulur hale gelmiştir.Potansiyel artınca yeni doktor arkadaşlarımızla da çalışmaya başladık.Laboratuarımız oldu.Sema ,Melike bize katıldı.Münevver Hemşiremiz var.Temel bilimlerle uğraşmamız gerektiği hepimizin dikkatini çeken birşeydi.Yalnızca klinik planda ilacı vermek,rehabilitasyonunu yapmak yetmiyor.Hastaların ''bundan sonra ne yapacağız '' sorusuna cevap vermek için ,başkalarının bir takım şeyler bulup da bize vermesini beklemekten öte bizimde bir şeyler yapmamız gerektiğini biliyor ve bunu kurmaya çalışıyoruz.Gerek Dr.Murat Kürtüncü, gerek Dr.Erdem Tüzün'ün, Sema İgöz.'ün ve Prof.Dr.Gülşen Akman Demir'in katkılarıyla yapılan genetik ımmunolojı konularındaki çalışmalar önem taşımaktadır.


Uluslararası alanda genetik ile ilgiline tür çalışmalara katılıyorsunuz?

ME:Öncelikle şunu söylemeliyim ki genetikle ilgili birşeyler yapmak hiç kolay bir iş değil.Buradaki arkadaşlarımın herbirinin değişik ilgi alanları var.Bu da bu çalışmaların çeşitliliğini ve güzelliğini yansıtmakta.Kendi adıma söyleyebilirim ki yıllardır bu işin içinde olan biri olarak gerçekten bu hastalığın genetikbir hastalık olduğu konusunda bir tereddütüm yok.Hakikatten tedavisini yaptığımız  hasta sayımız arttıkça bu hastaların birinci ya da ikinci derece akrabaları arasında MS görüldüğü için böyle büyük  bir veritabanı oluşturulmakta.Bizim kliniğimize ait bir şey var ki bu da 1979'lara dayanan bir birikimimizin olması.Türkiye çapında birçok merkez bu çalışmaya katıldı ve bununla birlikte  ''Ailesel MS Araştırma Projesi ''adında bir proje başlatıldı.Çalışmalar derlendi,bilgiler giriliyor,yayın haline getirilecek ve genetik çalışması yapılacak.Ama genetik çalışma çok büyük para isteyen bir şey.Bizim bunlar için bir alt yapımız yok.Veritabanımızı oluşturmuş durumdayız.Ve sadece klinik ve demografik bilgilerini sunar haldeyiz.Yni kimin nesi vardır nesi yoktur, tipiaynı mıdır,ne zaman başlamıştır,ailevi olanlarda erkenmi başlar,iyi ya da kötü seyri nasıldır ,başlangıç şekilleri aynımıdır,MR bulguları aynı mıdır,bunların tek tek görülen vakalardan farkı var mıdır yok mudur gibi birçok insanın merak ettiği bilgi birikimine sahip olmuşuz.Hedefimiz bunu genetik olarak incelemek.Bunun için laboratuarımızı kurmaya çalışıyoruz.Bizim kendi ülkemizin genetik özelliklerine bağlı olarak,daha önce Murat Beyin yapmış olduğu çalışmayı temel almak üzere yapmak istediğimiz çalışmalar var.Onun için gerekli alt yapıyı oluşturmamız gerekiyor.Uluslararası Multipl Skleroz konsorsiyumu kurudu .Bizde bir ölçüde bunun içindeyiz ve onların önerileri doğrultusunda da bir takım çalışmalara katılmaya çalışıyoruz.Genetik çalışmasında yaptığımızda onlar.Bir de çocuk MS'i var tabii.Onunla ilgili veri toplamayı sürdürüyoruz.


Peki Gülşen Hanım,sizin buradaki çalışmalarınıza gelelim.

GAD:1995 yılında bu klinikte çalışmaya devam etmem kararlaştırılırken MS birimi çok zor telaffuz ediliyordu.O sıralarda Mefkure Hanım gerçekten burada tek başına MS'i sürdürme çabası içindeydi.Klinikte de ayrı bir MS bölümüne ihtiyaç yokmuş gibi düşünülüyordu.Ancak şimdi herkes MS biriminin önemini biliyor.MS zor bir hastalık.Bu yönde özelleşmiş bir merkez olunca ve iyi bir ekiple bir arada çalışınca bütün zorluklar aşılıyor.Ben kendi adıma Mefkure Hanım'dan güleryüzlü ve sabırlı olmayı öğrendim.Hastalara hastadır diye değil arkadaştır,dosttur diye yaklaşıyoruz.Çocukluktan ya da gençliğinden izlemeye aldığımız bir hastamızın yaklaşık 40 yaşına kadar bütün yaşam evrelerini birlikte geçiriyoruz ve bu durum artık onlar içinde aile danışmanı, evlilik danışmanı,terapisti olmayı zorunlu kılıyorz.Bu konuda elbette çok donanımlı olduğumuzu iddia edemiyceğim ama mecburen öğreniyoruz ve tabii ki ilgili kliniklerle de işbirliği içine giriyoruz.

 

 

Genelde bir kanı var.MS genç kadınlarda görülen bir hastalıktır diye.Ama konuşmanın başından beri çocuk MS'inden bahsediyoruz.


GAD:Genç kadınlar ve çocuklar diyebiliriz aslında.Mefkure Hanım'ın çocuk nörologu olmasından dolayı bu kliniğin gerçekten fazla sayıda çocuk MS'li hastası var.Klinikteki MS hasta sayısı arttıkça, farkındalıkta artıyor.Ve bir de MR tabii ki.MR olmadığı zaman tanı koymak çok zordu.Eskiden çocuk felci deyip geçiyorduk belki de.Yine de vurgulamak gerekir ki çocukalrda çok sık rastalanan bir hastalık değil.


Bunların dışında kendi uğraşı alanınız nedir bu klinikte?

GAD:Biraz daha işin nöroımmunolojisi,temeli nedir onu anlamaya çalışıyoruz.Özellikle bu yeni ilaçlar çıktıkça bunları bilmek gerekiyor.Laboratuar herzaman çok çekmiştir.Tabii ki klinik olunca çok zaman bulamıyoruz ama şimdi Murat,Erdem ve Sema var.Hep birlikte laboratuarda daha etkili olabiliyoruz.Ama öncelik klinikte elbette.Bir de bir merkezin çok hastası olunca o kadar çok varyantı oluyor ve bu varyantlara da bilgi üretmek durumundasınız.Nöromiyelitis Optica (Devic hastalığı)hastalığı bugün çok gündemde bir hastalık ve Türkiye'de bunun ilk tetkiklerini yapan merkez burası.İlk 2001 yılında Türkiye'ye gelen ilaç çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyoruz.Bu iki yönden bize avantaj sağlıyor.Bu tür ilaçların mutfağını görüyoruz,ilk kullanıldığı noktada görüyoruz.Hastayı çok yakın izliyoruz.İkincisi Türkiye'nin bu çalışmaları iyi bir şekilde sürdürüyor olması çok daha fazla talebin olmasına yol açtı.Bu konuda Türkiye gerçekten aranan bir merkez oldu.Aslında Türkiye'de ilaç denemelerine katılmada büyük bir çekince var.


Evet bende bunu sormak istiyorum.Türkiye'de yapılan ilaç çalışmalarına yaklaşımınız nedir?Hastalar genelde bu çalışmalara katılmakta zorlanıyor hatta kobay mı olacağım sorusu akıllarına geliyor.

GAD:Bugün için kanıta dayalı tıp yapmak zorundayız.Varsayımlarla bu çalışmaları yapmıyoruz.Bunun denetlenmesi gerekiyor.Belli özelliğe sahip hastaların bir araya gelmesi gerek.O zaman da bu çalışmaları yapmak zorundayız.İnsanlar üstünde denemeye gelinceye kadar çok ön aşamalardan geçiyor.O yüzden kobay olmak kavramı çok hoş bir kavram değil gerçekten.Ben ilaç araştırmalarının etik ve kontrollu yapılmak aşrtıyla gerekli olduğunu düşünüyorum.Hastanın güvenliğini herşeyin üstünde tutan araştırmalar bunlar.Bu nedenle sıradan bir hastaya göre çok daha yakın takip ediliyorlar.Böylelikle bize avantajının yanında hastaya da avantaj sağlıyor.Normalde 6 ayda bir göreceğimiz hastayı,ilaç çalışmalarına katılıyorsa 15 günde bir görüyoruz.Bize de hastalığın gidişatı hakkında çok önemli bir veri sağlıyor.


Murat Bey sizin MS ile ilgili çalışmalarınızı detaylandırırsak,neler yapıyorsunuz anlatırmısınız?

MK:Rutin çalışmaların dışında yalnız MS değil Behçet hastalığı ile ilgili de burada ciddi bir hasta nüfusu bulunmakta.Bunun yanında MS ve MS varyantları günlük trafiğimizi çok yoğun bir şekilde meşgul ediyor.Bunların dışında da benim için en başta ilaç çalışmaları geliyor.Şu anda aktif olarak üç çalışma yürüyor.İki tanesi uzatma fazında.Buna 3 çalışma daha eklenecek.Bunun haricinde de bu hastalığın niçin bazı insanlarda daha ağır,bazı insanlarda çok daha hafif seyrettiğini bulmak için bu işin laboratuar çalışmalarınada ağırlık veriyoruz.Bununla ilgilide bir altyapımız  olduğunu düşünüyorum.Bu çalışmayıda bir yayın haline getirmeyi planlıyoruz.Ben de genetik çalışmalarla burada  MS işine girdim.Klinik ağırlıkta olmak üzere genetik laboratuar ve immunolojıde de çalışmalarım devam etti.

ME:Murat Bey'e aslında çok şey borçluyuz.Bizim eylem adamımızDerneğimizin derlenmesi,yeni kayıt sistemlerinin geliştirilmesi,hastalarımızın belli prosedürler içinde kaydedilmesi,değişik tedavi yöntemlerinin tekrar geriye dönülerek değerlendirilmesine olanak sağlayacak verilerin toplanması gibi birçok şeyi üstleniyor.Hem klinikte hastalarla bire bir görüşerek onların sorunlarını çözmek,hem araştırmaları götürmek hemde noroımmunolojı laboratuarını kurmak ve geliştirmek,bütün bu bakımlardan çok şey borçluyuz.Nöroımmunolojı laboratuarının geçmişi aslında 10 yıllık.95 te kurulan noroımmunolojı laboratuarını gelişen koşullara göre yeniliyoruz.Burası bir araştırma laboratuarı aslında,ama tabii noroımmunolojı ve genetiği gibi de düşünüyoruz.Elbette ki diğer nörolojık hastalıklar da ilgi alanımızda.


Biraz da MS okullarından bahsetmek istiyorum.Türkiye'de yapılan MS okulları arasında katılım da en fazla burada gerçekleşiyor.Yılda bir kez merkezinizde  yaptığınız bu büyük toplantıyı anlatırmısınız?

ME:Türkiye'de yapılan MS okullarının ilki burada yapıldı.Büyük bir ihityaç olduğunuda görüyoruz.MS kapsamlı ve uzun süreli tedavisi olan bir hastalık.MS okulları hem MS'lilerin kendilerini ifade etmeleri,sorunlarını fark etmeleri ve bilinçlenmeleri açısından güzel hem de bize önemli bir kaynak oluşturduğu için yararlı.Hastalar arasında da etkileşim başlıyor ve bu da dayanışmayı getiriyor.Bizim de işimizi kolaylaştırıyor aslında.Tedaviye uyum sağlamaları,tedaviyi sürdürmeleri konusunda karşılaştıkları güçlükleri birbirleriyle paylaşarak,hatta bize doğrudan soramadıklarını orada sorarak daha paylaşımcı oluyorlar.Bu da onlara bir direnç kazandırıyor.Özellikle evinden çıkamayan hasta grubu için de yalnızca tıbbi boyutuyla değil sosyal boyutuyla da bir destek, bir tazelenme oluyor.


İstanbul Türkiye'nin en fazla hasta nüfusuna sahip şehri.Merkeziniz de buna paralel en kalabalık merkezlerden bir tanesi.Hasta akışını ve işleyişini nasıl sağlıyorsunuz?

ME:Hasta sayımız oldukça fazla .Hem kendileri bildikleri için geliyorlar hemde hastalar arası iletişimin etkisiyle geliyorlar.Hasta memnuniyeti bizim için çok önemli.MS'i olan bir insan önemli bir insan.Hiçbir özrü şikayeti olmasa bile MS tanısı alması onun için yeteri kadar travmatik bir durum yaratıyor.Bir de özellikle internette bu konuda yetkin olmayan kişilerin yorumlarını ve yazılarını okuyunca kötü etkileniyorlar.O yüzden yetkili ağızlardan bir şeyler duymak öğrenmek onlar için çok önemli.Dah önce kötü tecrübeler yaşayanlardan aldıkları önerilerle gelen hastalarımız çok.İkincisi tabii diğer merkezlerdeki göz,dahiliye hekimleri fizik tedaviciler.Nöroloji kliniklerinden, nörolojı pratiği yapan arkadaşlarımızdan gelen hastalarımız var.Eskiden kendilerine gelen her hastayı gönderirken şimdi daha sorunlu olanları gönderiyorlar.Bu bizim için sevindirici elbette.Çünkü o bölgelerde ağır olmayan,sorunlu olmayan MS'lilerin sorunlarını çözdüklerini görüyoruz.Hem bir çok merkez açıldı hem de pek çok arkadaşımız oralarda görev alıyorlardı.İletişim de kolaylaşınca bizim bilgi aktarımımız da kolay oluyor.Bunun yanında ulaşımda ucuzlayınca Türkiye'nin değişik yörelerinden pek çok hastamız geliyor.Bu da bizi çok mutlu ediyor.Çok daha ağır vakalarımız da var tabii ki.Tüm bunalr bizim burada kendimizi daha farklı hale getirmemizi gerektiği mesajını veriyor.Yenı tanısı konmuş hasta ve onun yönlendirilmesi çok önemli.O insanların ayakta tutulması,desteklenmesi,ilaçlarına başladıkları zaman karşılaşacakları güçlüklerle başa çıkmalarını sağlamak ve yanalrında arkalarında,telefon  fax maille birilerinin olduğunu bilmeleri çok önemli.Biz de hepimiz gücümüz yettiğince yapmaya ve yetişmeye çalışıyoruz.Günde en az 50 telefon görüşmesini ben yapıyorum.Daha eskiden bütün hastaları görüyorduk.Şimdi artık daha zor hastaları görmeye başladık,dahada zorlarını göreceğiz giderek.Emek yoğun ve duygu yoğun bir iş bu.Tabi poliklinik hizmeti verirken gülerüzlü,sabırlı ve anlayışlı olmak gerekiyor.Gelen herkes de önce Özlem 'le tanışıyor bizim merkezimizde.


Evet Özlem Hanım,MS biriminin bütün trafiğini siz düzenliyorsunuz değil mi?

Özlem Peker:Tam 15 yıl oldu benim ekibe katılmam.O zamandan beri tanık olduğum en önemli şey buraa hastaya gösterilen güleryüz.Tabii hastadan da pozitif etki alıyoruz böyle davrandığımız zaman.Ve hayatla başa çıkmayı başarıyorlar.Bu klinik ile ilgili tüm organızasonları sağlamaya çalışıyoruz.Poliklinik randevularının ayarlanmasını,poliklinikten sonra hazırlanan raporlarının,değerlendirilen tahlillerinin ve MR 'larının sonuçlarını bilgisayarlara giriyoruz.Askerlik ya da işyerleriyle ve hatta sağlık bakanlığı ile ilgili sağlık kurulu,ilaç,durum bildiren raporların hazırlanması da bizim işimiz.Ayrıca hastaların gelmesi,tetkiklerinin yapılmasını,çekilecek MR'larının randevularının alınmasını, o gün o saatte orada olmalarınıda izliyor ve sağlıyoruz.


Hastaların MS tanısı aldıktan sonra yaşam kalitelerini arttırabilmeleri için genel olarak neler yapmaları gerekiyor?

ME:Önce can sonra canan demeyi öğrenmeleri gerekiyor en başta.Bedenlerini dinlemeyi bilmeleri gerekiyor.Çünkü MS 'i olan insanları dinlerken görüyoruz ki çoğu çok yoğun bir şekilde kendileri dışında bir yaşam sürerken ve çok fazla sorumluluklar yüklenirken başlarına bu geliyor.Stres başlı başına buna sebep olmuyor ama kesinlikle tetikleyici bir şey.Çoğunluğu gayretli,çalışkan,mükemmeli arayan  ve bunların yanında fazlasıyla duygusal ve sorumluluk yüklenen insanların başına geliyor.MS'in bu tür olaylarla tetiklenen bir süreci var.Onun için onlardan ilk istenilen şeylerin başında bedenlerinin sesini dinlemeleri ve sevdikleri şeyleri yaparak sevmediklerini bir kenara koymaları.Bütün negatif enerjilere panjurlarını indirmelerini istiyoruz.Bununla birlikte yaşam düzenlerini gözden geçirmeleri gerekiyor.Uyku düzeni önem taşıyor.Beslenmelerini düzenlemelerini,kırmızı ve yağlı et tüketimi yerine sebze meyve ağırlıklı,daha Akdeniz tarzı,daha az katkı maddeli yiyecekleri tercih etmelerini öneriyoruz.Yoğun ve yorucu çalışma hayatlarını düzenlemeli,mümkün olduğunca duygusal yüklerden uzak durmalılar.Elbette sorunlar yaşayacaklar ama bu durumda  da dünyanın sonu olmadığını,hekimleriyle bağlantı kurduklarında üstesinden geleceklerini bilmelerinde yarar var.Artık hastalarımızın % 80 'nin ataklarını kontrol altına alıyoruz.Bunu kendileri de biliyorlar.Hatırlarını soran,durumlarını kontrol eden hemşireleri var bu büyük bir avantaj.En önemlisi de hiç bir zaman umudu kaybetmemek.Bu her zaman vücudu dinamik tutan ve hastalıklara karşı koruyan bir şey.Tabii hedeflerini kaybetmemeleri önemli.Hayatta benimsemiş oldukları rolleri ellerinden geldiğince sürdürmeleri,okumaları yazmaları,hobi geliştirmeleri onlara psikolojık bütünlük sağlayacak .MS'le başa çıkmak % 50 ilaçlarla oluyorsa % 50 de kendi psikolojılerinin sağlamlığı ve üretmeye yönelik hedeflerinin olması ile gerçekleşiyor.

Alternatif tedavilerle ilgili bir şey söylemek istermisiniz?

ME:Yüzde yüz tedavi edilemeyen bir hastalık bu yollar açık tabii.Bu yollarda bir kısım iyi niyetli yaklaşımlar var.Bitkisel tedavilerle desteklenmesi gibi,maddi ve manevi yönden yük getirmeyen bazı yöntemlere itiraz etmiyoruz.Hatta hasta psikolojık olarak kendini iyi de hissedebiliyor.Ama bunun yanında iyi niyetli olmayan özellikle de hastaların beklentilerini yükselterek ve maddi külfetler getirerek,daha sonra hastalarda yıkıma neden olan yaklaşımlar var.Bu alternatiflere karşı olduğumuzu anlatmaya çalışıyoruz.Etik onay alarak araştırma yapıyorlarsa buna diyecek birşeyimiz yok aslında,ama hiç bir etik onay olmadan bu konuda hastalardan büyük paralar alarak ve karşılığında hiç birşey vermeyerek bir uygulama yapılıyorsa bunu ben insani,hukuksal,moral,ahlaki bulmuyorum ve tedavisini geciktirebiliyor.Tabii bu bir tek Türkiye 'de yapılan birşey değil,bütün dünyada uygulanıyor.Dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışıyoruz.



Prof.Dr.Mefkure Eraksoy ve ekibi
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi MS Birimi



Gülümse Dergisi

Son Güncelleme: Pazar, 19 Aralık 2010 01:57